Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

20 Şubat 2012 Pazartesi

    Teşekküler Anne"m...


     Benim bir nokta kırılmışlığım, gözlerinin ardında büyük durur....


     Okuldan eve dönüşlerimi anımsıyorum, çoraplar simsiyah, jilemin cebi yırtılmış, arkamda sonuna dek tüketilmiş bir gün, aklımda kekler, pastalar...


     Evimizin koksunu anımsıyorum. Hani tüm çocukların her zaman burnunda tüten, o "güvenli, sıcak yuva"


     Okuldan dönüşte seni mutfakta buluyorum. Beni bekliyorsun.. "Bu gün neler yaptın bakalım?"


     İşte şimdi yine birlikteyiz usumda. Biri yaşlanmış, öteki ellisinde.. Boş bir zaman aralığı bulmuş, oturmuş çay içip dertlesiyoruz..


     Dışarıdan bakıldıgında iki erişkin insan ama, kendimize göre kılık değiştirmiş iki kişiyiz...


     Üstümüzde çocukluğumuzun, gençliğimizin acı tatlı günlerinin hayalleri uçuşuyor. Yıllar bizi değiştirdi, birbirimize daha da yakınlaştırdı..


     İnsan; annesi ölünce anlar içindeki çocuğun hiç ölmeyeceğini, aklına geldikçe kahrolur...Bunu anlamakta neden bu denli geciktiğini...


     Dostlar o yüce varlığın değerini her saniye bilelim lütfen...


     Kulak verin şimdi:


     -Yalnızca anneler sevgilerini postayla gönderebilir..
     -Daima hazır bekleyenler yalnızca anne"lerdir..
     -Anne"ler gözyaşlarınızı telefonda bile dinidirme gücüne sahiptir..
     -Arkasında Anne sevgisi ve onun verdiği destek bulunan insan olanaksızı gerçekleştirir.
     -Yaşamımızı anne"lerimiz başlatır, varlığımızı onlar biçimlendirir, bize doğru yanlışı gösterirler. Bizimle birlikte resim çizerler, sonra günü geldiğinde elimizi bırakıp, "işte yavrum yaşam bu, şimdi kendi seçeceğin renklerle yeni bir resim çiz. Yaşamını kendin oluştur" derler. Anne"ler çocuklarına boya fırça, kalem kağıt ve tuval verirler ancak resmi onların yapmasını isterler..


     -Anne sevgisi çok özeldir ama bu sevgiyi gereksiz yere çekiştirmemeli..


     Bu liste, duygular uzar gider...


     Elleri cennet kokan annem, ruhun şadolsun..
     
     Bugün doğmgünün o da kutlu olsun......




     

14 Şubat 2012 Salı



     Sevgi inanmak, sevgi yaşamaktır..Sevdiğini kendisi gibi, kendisinden de çok duyumsamaktır...


     Sevgide "son" yoktur.. vazgeçis de yoktur, yaşandıkça yaşatılır sevgiler....


     Sevmek, sevilmeyi istemektir, sevmek beklememektir..Beklentilerin son bulduğu bir duraktır o.. Ne ondan anlaşılmayı beklersin, ne de onu anlamayı.. Kendi ellerinle kalbini bir bıçak ucuna koymaktır sevgi...


     Sevgi, sevdiğini yaşama döndürecek bir damla su olmaktır... Dağ olmaktır, evren olmaktır. her şey olmaktır kısaca... Sevdiğine bir nefes gibi, bir ses gibi yakın olmaktır...


     Sevgi her şeyi göze almaktır...


     Sevgi 365 gün yaşanandır....


     Bu değerli sevgi günü tüm okuyanlarıma armağan olsun...


     Sevgiyle, ışıkla kalın.....






     




     
    



11 Şubat 2012 Cumartesi

"Yaşam boyu mutluluk"



      Gundoğumunun harikalığını, ayın güzelliğini izlerken, ruhum yaradana şükran duygularıyla dolup taşar... Prensibin kendisini kavramak son derece kolay. Geçmişin, köprüler altından akan sular gibi geçip gittiğini, geleceğin ise; hayal gücünün ufkundaki uzak bir güneş olduğunu düşünün. En önemli an, "şu" andır.. Sizi tam anlamıyla zorlayan bir eyleme odaklamayan, kişisel doyuma giden en emin yoldur. Fakat hatırlanması gereken anahtar nokta, mutluluk bir hedef değil, yolculuktur. Başarı uğruna, mutluluğu feda etmek, kendi mutluluğumuz için öenmli olan şeyleri yarına ertelemek, kanımca bizleri mutsuz eder. Bu gün dolu dolu yaşama günüdür. Tüm sahip olduklarımıza şükredelim. İnsan asla ince şeylerin, kalınlığında yaşamamalı... Yaşayan hiç bir şey, sadece kendisi için, kendi başına yaşamaz. Yaşam kalitemiz, yaşama yaptığımız katkılarla belirlenir. Çin atasözü der ki; "Sana gül veren elde, hep biraz güzel koku kalır." Anlamı açık, başkalarının yaşamlarını iyileştirmek için çalışırsak, bu süreç içinde dolaylı olarak kendi yaşamımızı da iyileştiririz. Yaşamımıza ilişkin yeni bir paradigma ve genelde yaşama bakış biçimi anlamına gelir. İnsanlar yarısına kadar dolu bir bardağın boş kısmını görür çoğunlukla. İyimserler ise, yarısı dolu olarak....


      Yapabileceğim en soylu davranışın, başkalarına bir şeyler vermek olduğunu anladım ve bunu hayata geçirmek, sizlere biraz da olsa mercek olbilmek için yazıyorum. Doğduğumuzda, dünya sevinene dek ağlarız, yaşamımızı öylesine geçirmeliyiz ki; öldüğümüzde biz mutlu iken, dünya ağlamalı.....


      Benim uğraşımdaki temel öğe; kimseye bir şey öğretmek peşinde olmayışımdır. Ben tersine paylaştıkca çoğalıyorum. Bu bir ironi değil, üzerimdeki gökyüzüne ve içimdeki ahlak yasasına güveniyorum. Her gizemli yol, içimize açılan yoldur...


      ışıkla & sevgiyle.....
    

Hatırlıyorum ....



     Biliyorum, 
     Elli yaşında bir insanın
     Elleri temizdir hep..
     Ve ben günde sayısız yıkarım ellerimi
     Ama yalnız ellerimi kirli görünce...
     Hatırlıyorum
     Çocuk olduğum günleri!!!!!


     Çocukluğun büyük armağanını, masumluğun armağanını düşündüğüm zaman aklıma hep bu dizeler gelir. Çünkü masumluk genellikle inandırılmak istendiği gibi yaşamın kurallara ve edebe aykırı konularında habersiz olmak değil, tam tersine başkalarına hiçbir önyargıya kapılmaksızın kendini sunabilmek demektir. Bu, gözleyen ama yargılamayan ve kendi içinde sevginin derin zenginliğini barındıran bie bakıştır.


     Bu günün çocukları, yarının büyüğüdür. Bu açıdan çocuklarımızın yarınlarını güven altına almak isteyen toplumların, bu gür kaynağı her yönden korumaları ve geliştirmeleri gerekir.


     Bir tarladan iyi bir ürün alabilmek için, nasıl zararlı bitkilerin temizlenmesi gerekirse, çocuklarımızın da yarınlara iyi hazırlanabilmesi için, tüm zararlı yayınların kötü etkilerinden korunması gerekir.


     Çocuklarımıza iyi duygular aşılayan her türlü eylem, tıpkı fırtınalı denizde yol gösteren bir deniz feneri ödevi görür.


     Çocukların bize seslenişine kulak verelim:


     Bana kızmayın, beni anlayın... Ben sizin yaşadıklarınızın bir özetiyim, ben kendi yaşadıklarımın da özetiyim.. Ben kendimin, toplumun, dünyanın bir özetiyim. Hani 600 sahifelik bir kitabın, 2 sahifelik bir özeti olur ya, ben oyum....Bana kızmayın, beni anlayın.... Ben sizin ayna"nızım....


     Savaşşsız bır dünya, sevginin yolundan geçer...


     Işıkla,sevgiyle......




     

10 Şubat 2012 Cuma

"Düşlerimde bile kendimim"


      Duygu-ööpü diye bir şey vardır, zihnin makinaları üretir onu bilir misiniz dostlar? Bu çöp, çoktan biten ve artık bir işe yaramayan acılardan oluşur. Geçmişte önem taşıyan ama şimdi hiç bir anlamı kalmayan önlemler dizisi...

     Herkesin anıları vardır ama yararlıyı yararsızdan ayırmayı bilmeli, duygusal çöplerden arınmalıyız...

     Bana şöyle sorabilirsiniz: "Ama onlar benim geçmişimin bir parçası, benim varlığımı belirlemiş olan duyuları neden çöpe atayım ki?"

     Bu da bir bakış açısı tabi.. Ama artık hissetmediğimiz şeyleri, hissetmeye çalışmak bizi yorar. Bir çalgının telleri sürekli gerginse akort bozulur!...

     İnsan inançla dilerse, tüm evren ona yardımcı olmak üzere işbirliği yapar. Evren yargılamaz, bizim dileklerimizin gerçekleşmesi için yardımcı olur. Yeter ki yanlış şeyleri dilemediğimize emin olmak için yüreğimizin karanlık köşelerine bakma cesaretini gösterelim. Sözcüklerin gücüne inanalım. İnanç tüm darbeleri savuşturur.

     İnsanın yüreğinin kendi yaralarını ağır ağır sarmasına izin vermesi bir şey, zayıf görünmek korkusuyla sabahtan akşama kadar düşüncelerine dalıp oturması başka bir şey...

     Hepimizin içincde bir melek ve de bir şeytam vardır, sesleride birbirine benzer. Bir sorunla karşılaşınca şeytan, kendi kendimizle konuşmamızı destekler, ne denli savunmasız olduğumuzu bize göstermektir amacı. Melek ise, davranışlarımız üzerine düşünmeye yöneltir bizi ve arada bir başkasının dudaklarını kullanır kendini ifade etmek için...

     Mutlu&huzurlu kalın.....


9 Şubat 2012 Perşembe

Hayata dair


     Yarın usulca doğar, kördür daha gözleri....

     Hani bazı sabahlar insan nedensiz bir iç sıkıntısıyla uyanır. Düşünüp de bulamadıgı bir bir duygu, belli belirsiz bir tedirginlik içini kemirir durur. Keşke hayatta herkes, her istediğini yapabilse ve mutluluk böyle seçilebilecek bir durum olsa...

     hayatı oluşturan, bizi güçlü, mutlu kılan bir bütünlük var mı gerçekten? Hayatın yalnız tek bir biçimi yok ki!!!!

     Yalnızca sandalyede oturup, günün bitmesini bekleyerek de hayat geçer, yalnızca çok sevilmiş biri için de ömür tüketilir. Ya seçim yapmayanlar, ya bir başkası için tüm hayatlarından vazgeçmek zorunda kalanlar?

     Hepimiz fırtınaların içinde korku ve heyecanla yolculuk etmeyi severiz ama, eğer sonunda bir limana sığınabileceğimizi biliyorsak...

     Aslında her şeye anlam veren zamandır.Eğer zamanı çabucak geçirebilmeyi ya da istediğimiz kadar uzatmayı başarabilseydik, hayat eşşiz olurdu kanımca.. Herhalde pek az insan hayatın içinde rüyayı yaşayabilir..

     Ama dostlar şuna inanıyorum ki; içim daraldığında, çözülmesi güç bir yapbozun garip biçimli parçalarını yeniden farklı bir resim oluşturacak şekilde bir araya getiriyorum ve mutlu oluyorum...

     Sizler de deneyin, işe yarıyor!

     Sevgiyle kalın...

     

senınle ıcılen kahve ;
bır omre bedel......:)

31 Ocak 2012 Salı

Icımden sehırler gecıyor

İcımden sehırler gecıyor, Eflatun vuruyor saatler Huzunlere karısmıs neselı vaatler, İcımden sehırler gecıyor... Uzak dıyarlara efsane sevdalarım Anılar festıval gızlı sokaklarım Vefasız dunlerı eskıcıler topluyor İcımden sehırler gecıyor... Unutulmus dostluklardan kemer, Bır cocugun cıglıgında ıslı fener İhtimal yolcular vagonları secıyor, İcımden sehırler gecıyor... Evrim Turgut

25 Ocak 2012 Çarşamba

     Zirvede varolmak değil, kalmaktır asolan......
   
     Cahilin yanında kitap gibi sessiz ol.....

     Aşamayacağın hiç bir yol olamaz, yeter ki istemeyi bil....

24 Eylül 2010 Cuma

Ermiş...

Ermiş;

        Tanrım bana kitap dolu bir ev, çiçek dolu bir bahçe ver...

        Biz ona ermiş derdik. Her nedense yıllardır herkes öyle çağırırdı. Küçücük bir kitapçı dükkanının sahibiydi. Küçücük ama en iyi kitapçı dükkanıydı Istanbul'daki.. Aradığımız her kitabı bulabiliyorduk. Bunu nasıl başarırdı bilmiyorum ama dükkan o kadar küçüktü ki! Bir sihirbaz gibiydi. Belki de bizi çok iyi tanıyor, neler isteyeceğimizi biliyor, yalnızca bize hizmet edebilmek için yarışıyordu.

        Uğrak yerimizdi, arkadaşlara rastlamak için cafeye gider gibi oraya giderdik.. Mutlaka bir-iki tanıdık olurdu. Dünya meselelerinden, sanattan. edebiyattan konuşurduk. O söze katılmaz, dinlerdi. Yalnızca bir soru ona yöneltildiği zaman yanıtlar ve susardı. Yanıtlarının akıllılığı karşısında her zaman şaşırmışımdır. Bizden akıllı olduğunu düşünür, babaca yaklaşımında, onun üstünlüğünün izlerini görürdüm.

        Bir gün dükkanda kitapları toplarken buldum onu, kitapları sayarak kolilere yerleştiriyordu. Daha kimse gelmemişti, "hayrola" dediğimde "artık bıktım" yanıtını aldım, "kalabalıktan, insanlardan, kitaplardan, biz ne kadar akıllıyız" sohbetlerinden.. Yalnız ağaçların ve kuşların, hayvanların, balıkların olduğu bir yere gidiyorum. Yalnız toprak ve deniz insanlarının.. sonra da sustu başka bir söz söylemeden.

        Biz de unuttuk onu. Zaman zaman adını andık elbette, "hey gidi Ermiş hey" diyerek!!..

        Birkaç yıl sonra bir sabah Ermiş'i eski dükkanının kepengini kaldırırken gördüm, yanına gittim bir şey sormamı beklemeden konuştu "Deniz güzel, kuşlar, balıklar güzel, sessizlik, dinginlik de güzel, hele insanlar... Ama aklın tartışması yok mu aklın tartışması, işte onu çok özledim çok!!..

       Hayatınızda hep kitap olsun...

Puya