Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

14 Mart 2012 Çarşamba


     Fasl-ı Yüzleşme...


     Bu gün Tıp Bayramı.. Aslında bizlerin büyümeden önceki zamanlarımızı ne denli özlediğimizin ispatı gibi geliyor bana..." Ne olacaksın büyüyünce"  denen bir kavram vardı eskiden (hala geçerli mi ki) Onlarca çocuk büyük savaş verirdi beyinlerinde bu soruya.. Ben de doktor&balerin ilişkisi var gücüyle çarpışırdı küçücük beynimde.. Sonuç mu ??? Maalesef ulaşamadığım tıp tahsili, sonuna kadar gidemediğim bale eğitimi... Ama mutsuz muyum HAYIR, fiilen yapılamayan ama ruhunda hep taze kalan duygularla besledim yüreğimi, ulaşamadıklarıma küsmedim, sevgi yükledim...


     Şimdilerde kabuk tutmuş yaralar yok bende, satırlarca susmuşluğum da...


     Geçip giden, yitirilen her neyse değeri hep bende kaldı usulca yanımda...


     Ben şuna inandım hep; Hakkın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın... Yaşadığımız hayat, elimize tutuşturulmuş rengarenk bir oyuncaktan ibaret.. Yaşadığın hayatı değiştirmeye, kendini dönüştürmeye hazır mıyım diye sormak hiç bir zaman geç değil, kaç yaşında olursak olalım, ne yasamışsak yaşayalım, tamamen yenilenmek mümkün..


     Bu gün yüzleşme,içe dönme günümdü sizlerle paylaştım...


     Tek bir gün bile, öncekinin tıpatıp tekrarıysa yazık.. Her an her nefeste yenilenmeli, yepyeni bir yaşama her gün doğmalıyız...


     Tüm doktor'larımızın bu değerli günleri kutlu olsun...















13 Mart 2012 Salı

    Bir nokta mı kırılmışlığım;


     Bir nokta kırılmışlığım gözlerinin ardında büyür ülkeme baktığımda...


     Bir çocuk mu ağlıyor kuşun kanadında, bir anne mi sessiz çoğlıklarda ya da bir baba mı sorunsal çıkmazlarda ağlamakta...


     Etme, bizi ziyan etme, susma ey dost söz söyleyecek zaman şimdi kaleminle, yüreğinle...


     Gün gelir beklemek, beklediğin olmaya dönüşür...


     Sessiz sevdim hep seni ülkem, her vazgeçişlerin bir iç hesaplaşması ve bir mağlubiyeti vardır ama her vazgeçen kaybetmiş değildir..


     Biliyorum kazanmak için bazen çekip gitmek gerekir...


     Tüm yeminler sıfır...


     Gülüşüm sivas yangını...


     Yazdıklarım, yazacaklarım için önsöz.....




     

7 Mart 2012 Çarşamba

   
     Kadın Olmak!!!

     Kadın yaşamın sürekliliğini sağlar, ödülü dayak ve küçümsenmedir...
     Türkiye'de kadın sadece kağıt üzerinde özgür ve eşit bir yurttaş bence. Kadın; sosyal,ekonomik, politik yaşamda her daim ikinci sınıf vatandaş olarak yer almakta.. Şehirli kadın ofisinde, kırsalda kadın tarlada çapa sallar yıne ödülü aşağılanmaktır... Hala ülkemizin bir çok yöresinde, genç kızlarımız bakire olmadığı için öldürülmekte, hatta tecavüze uğramışsa suc yine onundur.. Bırakın kırsal  bölgeleri, metropollerde bile hunharca öldürülen kadınların davalarında hakimler. "namus" indirimi yaparlar....

     Erkeği yetiştiren, lafa geldi mi ülkemizin temel direği sayılan kadınlarımıza duyulan bu güvensizlikle, gelişmiş, çok sesli, demokratik bir toplum kurmak nasıl mümkün olabilir? Kadınlarımızın % 70 ınden fazlası, herhangi bir ücret almaksızın aile işçisi olarak çalışıyor... Hala bir çok kadın, erkek egemen bir toplumda, ortaçağda rastlanacak cinsten bir ayrımcılığa maruz kalıyor. Toplumun hangi kesiminden gelirlerse gelsinler, başörtülü ya da değil, hepsine aynı hakların tanınması ve yaşamlarını diledikleri gibi planlama özgürlüğüne sahip olamaları gerekiyor..

     Türkiye nin, yoksulluktan sıyrılıp tam anlamıyla refaha kavuşması için daha çok zaman olduğunu düşünürsek, en azından eğitim konusunda acil harakete geçilme zamanı derim..

     Türkiye'de kadın olmak zor ama kız çocuğu olmak çok daha zor.. Çocuklar her şeyi ister, okumayı da... Onlara hiç bir şey veremiyorsak bari okuma haklarını verelim ki hiç değilse büyüdüklerinde, bir şeylere ulaşma şansları olsun...

     Kadın bir seviyedir, hep yüksekte tutalım...

     Türkiye'de Kadın olmanın dayanılmaz hafifliğini yaşıyorum bol ünlemli !!!!!!!!!!!!





     KADINLAR GÜNÜ bizlere kutlu olsun :)))))

5 Mart 2012 Pazartesi

     Saklı yüzler...


     Hani kaderimizin bazen bir başka insanın yüzünün ardında saklanmış olabileceğini, geleceğimizi değiştirebileceğini, böyle bir varsayımın hayatımızın bir köşesinde saklandığını bilmek, sanırım çoğunlukla durağan olan günlerimize, hiç bir zaman yaşayamayacağımıza inandığımız ama her zaman da yaşanabileceğinden kuşkulandığımız ancak yalnız başımıza hayal kurarken gizlendiği yerden çıkartıp, üstündeki tozları silkeleyip, parlatarak seyrettiğimiz bir heyecan ekler...


     Bir insan vardır ki; bir yerlerde, belki de bu güne değin hiç görmediğimiz biri ve bir gün ona rastladığımızda, çevremizdeki hiç kimse ondan etkilenmezken, biz onların görmediği bir şeyi görüp, o gördüğümüz şey her ne ise ondan bir daha ayrılamayacağımıza karar versek, onun peşine düşüp, bizi nereye götüreceğini bilmediğimiz çılgın bir yolda koşmaya başlayacağız belki de...


     Böyle bir olay olmayacaktır. O yüz bizim hayatımızda gözükmeyecektir, biz buna inanırız... 


     Ama böyle bir olayın olabileceği ihtimalinin, hayallerimizin kandillerini yakan ışığını da içimizde hiç söndürmeyiz..


    Bir insanın başka bir insanı kendi hayatından bile çok sevmesini sağlayan ve gücüyle herkesi kendine çeken o kudret, birilerinin hayat hikayesinin dağarcığında var mıdır?


     Kaderimiz, bazen bir başka yüzün ardında saklıdır. Hepimiz farkında olmasak da o yüzü ararız. Kimilerimiz öyle bir yüz olmadığını düşünür. Kaderimizin bir yüzle değişebileceğine de inanmayız. Ama yine de bakarız tüm yüzlere, bazıları rastlar o yüze ve kaderi değişir ve yıllarca yaşadıklarımız yetmez de bunları anlamaya, bir satır tüm yaşadıklarımızı anlatıverir bize..


     Gülümseyin, gülümsetin...


     Puya:)

4 Mart 2012 Pazar

     Hoşgeldin ilkyaz :)

     Sabah camımı açıp, çevreme göz attığımda, olağanüstü erkenlikte ve güzellikte bir ilkyazın geldiğini anladım.. Çevremde öylesine müthiş bir sevinç ve güzellik patlaması var ki; ağaçlar tomurcuklanıyor, kırların yeşil baharın saf müjdecisi papatyalar yeşeriyor...

     Bu aylarda doğanın dile getirdiği sadece sevinçtir. Sevinci yeşertmek, dünyanın çirkinliklerini ve bozukluklarını görmek değildir. Aldatıcı bir mutluluk yaratmak için, gerçeklerin üstüne pembe bir tül atmak hiç değildir.. Tam tersi varoluşa değişik bir biçimde ait olmayı, o karanlık dünyaya tanıklık etmenin sonuna dek bilincinde olmak demektir. Neşe sözcüklerden değil, bakışlardan oluşan bir dildir. Neşe inkar etmez, bulaşır..

     Sanıyorum k,; inanç yürüyüşü sırasında bir sevince tanıklık etmek, bin bir türlü akıl yürütmeden daha güçlüdür...

     Eğer yüksekteki güneşe bakarsan,
     Parlar..
   
     Eğer bir dünya içerisinde,
     Sevilesi başka bir dünya olduğunu bilirsen,
     Işıldar...


     ışıkla kalın:)




28 Şubat 2012 Salı

     
     Yaşam nerede....


     Dün akşam canım ne okumak ne de tv ızlemek ıstedı. Ben de elime fotoğraf dolu koca karton kutumu aldım ve gelecekte bunları düzene sokacağımı varsayarak, içinden bir bir çektim resimleri... Yıllar bir geri, bir ileri avuçlarımın içinde resmigeçit yaptı adeta. Artık bunları elime alıp düzene sokmalıyım mı, zaman ayırmalı derlemeliyim mi??


     Elbette bunlar bahane, gerçekte yaşamıma ait görüntüleri herhangi bir mantıksal ilke doğrultusunda sisteme sokmaya hiç istekli değilim. Elimi kutuya daldırmak ve içinden ne çıkacağını bilmemek ne hoş:) Kaldı ki belleğimiz de aynen böyle işlemez mi? Ansızın hiç de kesin bir nedeni yokken anılar arasından bir parça, bir yüz, artık anımsamadığımız bir günün ayrıntıları çıkıvermez mi???


     Yaşamımızın büyük bir bölümü yatay bir süreç boyunca akıyor. Gündelik yaşam bizlere öylesine çok zorunluluk yaratıyor ki, onun somutluğuna yabancı olan her şey, bize bir lüks, bir ütopya ya da zaman yitimi gibi görünmeye başlıyor. Tasarılarımız, düşüncelerimiz var ve bunları gerçekleştiremeyeceğimizden korkuyoruz.. Bir hedefe varır varmaz, bir arzumuz yerine gelir gelmez hemen yeni bir tanesini yaratıyoruz..


     Oysa ufkumuzun sınırlı olmadığının farkına varmak hiç de zor değil. Gerçek güçlük, tanıdığımızın ötesinde bir başkasının da bulunduğunu seçebilmeye cesaret etmekte, minik bir pencere açabilmekte yatıyor...


     Yaşam hangisi, nerede? Yol boyunca güzelliğini bize sunan gül mü, varış çizgisi mi? Yoksa yolda bize gülümseyerek el sallayan ama bizim ona hiç gülümsemediğimiz çocuk mu?


     Kendinize ve sizi sevenlere iyi davranın :)
puyam

23 Şubat 2012 Perşembe


     O an"ı beklemek...


     Kendimiz olmaktan çıkıp, bir başka kendimiz olduğumuz anlar vardır..
     Düşlerimiz...Arzularımız...Tutkularımız...


     Ne kadarını gerçekleştiriyoruz isteklerimizin? Planladıklarımız gerçekleştiğinde ne kadar aslına benziyorlar? Kararlarımızın başında  ve sonunda raslantılar, zayıflıklar ve pişmanlıklar nereye kadar kontrölü elinde tutuyor?


     Yoga ınancına gore, yüreğin karşılığı olan bir çakra vardır ve çakra canlı bir enerji merkezidir. İnsan bedeninin her çakrası bir renk taşır ve yıuregının rengi hepsinden güzeldir.. Kırmızıdan ışık yüklü bir yeşile uzanırken, uç noktalarda altın rengiyle sona erer. Açık olan bir yürek çakrası gözlerin ve yüzün ışıldamasını sağlar, bedeni uyumlu ve sağlam kılar, oysa eğer bu çakra kapalıysa ya da tıkanmışsa, bakışlar karanlıklaşır ve söner. Bedenin üzerine, yaklaşan bir fırtınanın güneşi karartması gibi gölge iner...


     Yürek bizim güneşimizdir, bizim küçük kişisel güneşimizdir..Yüreğimiz sayesinde çevremizdekilere aydınlık ve sıcaklık taşırız.. Yüreğin açılması, bu çagın barbarlığına karşı koyabilecek tek gerçek panzehirdir. 


     Şunu diyorum dostlar; hiç ara vermeksizin olması gerekeni ve olmaması gerekeni, olanı ve olacağı düşünüp dururuz. Kafamızın içinde sürekli bir anılar, varsayımlar, yargılar umutlar izdihamı yaşanmakta. Oysa yaşamın zamanı-gerçek olan tek zaman-şimdidir, bu andır. Kendimizi gün içinde meditasyona adamak, her seyden önce yeniden görmeyi, yeniden dinlemeyi öğrenmek anlamına gelir. Böylece yavaş yavaş yaşantımız zenginleşecek. Mucizeler veya duyular ötesi yolculuk bakımından değil, verilmiş ve edinilmiş özenler bakımından zengin olacağız. 


     Öteleştirmeden, çekiştirmeden, yanıt beklemeden sevelim... Sevgi tuğlalarla örülür, kökler sayesinde gelişir...


     Yaşamınızda hep ışık olsun:)
      yorumlar:

21 Şubat 2012 Salı


     Yine yeniden merhabalar...

     İnsanların türlü türlü hobileri var bildiğiniz üzere.. Bazıları eski para biriktirir, kimileri el sanatlarıyla ilgilidir, kimileriyse spor dalıyla uğraşır. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Çogu insan da okumaktan hoşlanır ancak okuduklarımız farklı farklıdır. Kimi yalnızca gazete dergi okur, kimileri roman okumayı yeğler, bazıları astronomi veya teknik buluşlar gibi konularda kitap okumaktan hoşlanırlar. Hayvanlarla ilgilenen, seven birilerinin baskalarının da bunlarla aynı derecede ilgilenmesini bekleyemeyiz. Acaba tüm insanları ilgilendirmesi gereken şeyler var mıdır? Hayatta en önemli faktör nedır? Açlığın sınırında bir insana bunu sorsak yiyecek der, soğuktan donan birine sorsak sıcaklık der, ya kendini yalnız hisseden birine sorsak; başka insanlarla beraber olmak diye yanıtlar. Ama bana göre, hala tüm insanların ihtiyaç duyduğu başka evrimlere de gereksinimleri vardır. İnsanların yalnızca yemek yiyerek yaşayamayacaklarını, sevgiye ve ilgiye gereksinme duyduklarını biliyorum. Ama bunların da ötesinde insanların gereksindiği bir başka şey daha var bence kim olduklarını ve neden yaşadıklarını bilmek istemeleri.. Neden yaşadığımız konusuyla ilgilenmek, pul toplamak kadar raslantısal bir ilgi değildir bence. Bu türden sorular çağlar boyunca insanları meşgul etti, insanın ne olduğunu, dünyanın nasıl oluştuğunu sorgulamamış hiç bir varlık bilmiyorum.

     Neden bunları yazıyorum, neyi sorguluyorum? Yoksa anlaşılamamak mı beni zorluyor bu düşüncelere? Pek çok sebepten insanların, çoğu gündelik hayatın esiri olur ki; hayatı, kendini sorgulamak onlar için gerilerde bir yerlerde kalmıştır. Ama ben sorgulayan, duyarlı bir çocuk gibi kaldım sanırım...

     Tanrı bir kukla oynatıcısı değildir. Bize verilen zihinsel bie dünyada yaşıyoruz. Eğer çevrendekiler akıllarını yitirirken ve bundan seni sorumlu tutarken, sen aklına sahip çıkabiliyorsan, eğer herkes senden kuşkulanırken sen kendine güveniyorsan, dünya ve içindeki her şey senindir. Ve her şeyden önemlisi sen adam gibi adamsın...

     Sevgıyle kalın....



20 Şubat 2012 Pazartesi

    Teşekküler Anne"m...


     Benim bir nokta kırılmışlığım, gözlerinin ardında büyük durur....


     Okuldan eve dönüşlerimi anımsıyorum, çoraplar simsiyah, jilemin cebi yırtılmış, arkamda sonuna dek tüketilmiş bir gün, aklımda kekler, pastalar...


     Evimizin koksunu anımsıyorum. Hani tüm çocukların her zaman burnunda tüten, o "güvenli, sıcak yuva"


     Okuldan dönüşte seni mutfakta buluyorum. Beni bekliyorsun.. "Bu gün neler yaptın bakalım?"


     İşte şimdi yine birlikteyiz usumda. Biri yaşlanmış, öteki ellisinde.. Boş bir zaman aralığı bulmuş, oturmuş çay içip dertlesiyoruz..


     Dışarıdan bakıldıgında iki erişkin insan ama, kendimize göre kılık değiştirmiş iki kişiyiz...


     Üstümüzde çocukluğumuzun, gençliğimizin acı tatlı günlerinin hayalleri uçuşuyor. Yıllar bizi değiştirdi, birbirimize daha da yakınlaştırdı..


     İnsan; annesi ölünce anlar içindeki çocuğun hiç ölmeyeceğini, aklına geldikçe kahrolur...Bunu anlamakta neden bu denli geciktiğini...


     Dostlar o yüce varlığın değerini her saniye bilelim lütfen...


     Kulak verin şimdi:


     -Yalnızca anneler sevgilerini postayla gönderebilir..
     -Daima hazır bekleyenler yalnızca anne"lerdir..
     -Anne"ler gözyaşlarınızı telefonda bile dinidirme gücüne sahiptir..
     -Arkasında Anne sevgisi ve onun verdiği destek bulunan insan olanaksızı gerçekleştirir.
     -Yaşamımızı anne"lerimiz başlatır, varlığımızı onlar biçimlendirir, bize doğru yanlışı gösterirler. Bizimle birlikte resim çizerler, sonra günü geldiğinde elimizi bırakıp, "işte yavrum yaşam bu, şimdi kendi seçeceğin renklerle yeni bir resim çiz. Yaşamını kendin oluştur" derler. Anne"ler çocuklarına boya fırça, kalem kağıt ve tuval verirler ancak resmi onların yapmasını isterler..


     -Anne sevgisi çok özeldir ama bu sevgiyi gereksiz yere çekiştirmemeli..


     Bu liste, duygular uzar gider...


     Elleri cennet kokan annem, ruhun şadolsun..
     
     Bugün doğmgünün o da kutlu olsun......




     

14 Şubat 2012 Salı



     Sevgi inanmak, sevgi yaşamaktır..Sevdiğini kendisi gibi, kendisinden de çok duyumsamaktır...


     Sevgide "son" yoktur.. vazgeçis de yoktur, yaşandıkça yaşatılır sevgiler....


     Sevmek, sevilmeyi istemektir, sevmek beklememektir..Beklentilerin son bulduğu bir duraktır o.. Ne ondan anlaşılmayı beklersin, ne de onu anlamayı.. Kendi ellerinle kalbini bir bıçak ucuna koymaktır sevgi...


     Sevgi, sevdiğini yaşama döndürecek bir damla su olmaktır... Dağ olmaktır, evren olmaktır. her şey olmaktır kısaca... Sevdiğine bir nefes gibi, bir ses gibi yakın olmaktır...


     Sevgi her şeyi göze almaktır...


     Sevgi 365 gün yaşanandır....


     Bu değerli sevgi günü tüm okuyanlarıma armağan olsun...


     Sevgiyle, ışıkla kalın.....