Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

15 Eylül 2012 Cumartesi



      Elele Tutuşacak Dostlarınız Olsun .....

      Bir yaz günü plajda oturmuş, kumlarla oynayan iki çocuğu seyrediyordum. Her ikisi de deniz kıyısında, kapılarıyla, kuleleriyle, tünelleriyle kocaman bir kale yapmak için beraberce harıl harıl çalışıyorlardı, Kale neredeyse tamamlanmışken, büyük bir dalga gelip kaleyi bozdu. Her şey bir anda ıslak bir kum yığınına dönüşmüştü...

      Bütün uğraşlarının bir anda gözlerinin önünde yok olduğunu gören çocukların, gözyaşlarına boğulmalarını bekliyordum ama çocuklar beni şaşırttı..

      Ağlamak yerine ikisi de kalkıp elele tutuştular ve gülerek kıyıdan biraz daha uzaklaşıp yeni bir kale yapmaya giriştiler..

      Çocukların, o anda bana önemli bir ders öğrettiklerini fark ettim...

      Yaşamımızdaki her şey, yapmak için üstünde çok zaman ve enerji sarfettiğimiz her karmaşık yapı, aslında kumdan yapılmışlardır. Sadece başka insanlarla kurduğumuz ilişkiler ayakta sağlam kalabilir.

      Er ya da geç, bir dalga gelip, kurmak için yoğun çaba sarfettiğimiz çalışmaları anında yıkabilir. Böyle bir durum karşısında, sadece yanında tutacak bir eli olan insan gülümseyebilir...

      Sevgiyle kalın...


15 Temmuz 2012 Pazar





      "O" ydu Aradığım;


       Tut elimden dedi; masum, ürkek, kırılgan alabildiğine çocuk...

       Hadiii 129. merdivenin ilk basamağındayım, dönüp bir kez bile ardına bakmadan, hoyratça, umarsızca gittiğn andayım...

       Tut çıkar beni... Ben kim miyim???

       Senin çocukluğun, içindeki çocuğum....

28 Haziran 2012 Perşembe



     Toprak, sevdiklerimizi aldığı için mi böyle güzel kokar...

     Bir yaz günü girmiştin hayatımıza... El kadardı gövden, minicik patilerin, gözüne devasa görünen kapı eşiğinden yuvarlanışın bu gün gibi hayalimde..

     Gözümün nuru, kokusuna hasret kaldığım dostum seni çoookkk özledim,(dik)... Artık her köşe başında rastladığım arkadaşlarına sarılır oldum senden sonra..Senden bişeyler aradım, neyse ki hepinizde varolan o yumuşaklık. o sıcaklık sığındığım teselli kaynağım oldu..Kıl, tüy tüccarları hepinizi seviyorum:)))

     Seni doya doya sevebilmek fiilen hic mümkün olmadı ama yureğimiz hep sana attı 10 sene boyunca...şimdi ise yıllardır süren, bitmeyecek aşk hikayesi sevgin...

     -Sınırsız dostluğun,
     -Koşulsuz sevgin,
     -Çıkarsız yakınlığın,

     Bütün bunlar, bu ihtişam geride kaldı şimdi, çünkü yaşamımızda yoksun şimdi..
   
     Bir "hayvan" bir insanın nesi olur, nesi olmalıdır?

     Köpeği, kedisi, atı, tavşanı, kuşu vs.

     Yoksa arkadaşı, dostu, can yoldaşı, sevgilisi, bir tanesi sırasında her şeyi..

     Bir hayvan için bu denli gözyaşı dökülür mü??

     Bu sorulara bir başkasının ne yanıt verdiği umurumda değil, benim gözyaşlarım hep sana akacak zaman zaman..

     Çok özlüyoruz seni çok Gipsy"m...

     Bir yaz günü girmiştin hayatımıza,

     Yine bir yaz günü, hayatımızdan çıktın gittin...

     Yapabileceğim tek şey şu an, bana verdiğin her şey için, seninle geçirebildiğim o soluksuz 10 yıl için tüm yüreğimle teşekkür etmek ancak...

     Mekanın güzel bulutlar olsun küçüğüm, seni sevdim,seveceğim ömrümce...



22 Nisan 2012 Pazar

    Dünyayı çocuklara verelim, kocaman bir elma gibi verelim, sıcacık bir ekmek somunu gibi, hiç değilse bir gün doysunlar, bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığını... Çocuklar dünyayı alacak elimizden, ölümsüz ağaçlar dikecekler... Nazım Hikmet

    Bizler 23 Nisan"ı bambaşka heyecanlarla kutladık..Peki ya bir çocuğun bayramını gerçekten nasıl kutlar bir insan? Hiç gitmediği uzak köylerden birinde çobanlık yapıp okumaya çalışan 8-9 yaşındaki çocuğun veya imkanları olmadığı için belki de okulunu terketmek zorunda kalmış olan 12 yaşındaki kız çocuğunun "çocuk bayramını" nasıl kutlar?

    Küçük yaşlarda hayata dair, pek çok zorlukla tanışmış bir çocuğun bayramını kutlamak için bir şeker yeter mi sizce? Belki o şekere bile ulaşamayan binlerce çocuk, kendilerine kalan tek miras olan bu 23 Nisan"da hatırlanmayı bekliyorlar... Bu 23 Nisan"ı bir çocuk için gerçek anlamıyla bir bayrama dönüştürebilecek olan yine bizleriz, sizlersiniz...

    İhtiyaç içinde bulunan, bu nedenle çocukluğunu yaşayamadan küçük yaşta büyümek zorunda kalmış çocukları lütfen görelim.. Her şeyden önce eğitim diyenlerden, kalem tutmanın kıymetini hiç bir şeye değişmeyenlerdenseniz çevrenize bir bakın derim en azından bügün...

    Biz her 23 Nisan"ı bambaşka heyecanlarla kutladık, ama her çocuk bizim çocukluğumuz kadar şanslı olamıyor, bunu kaçımız unutmadık??? Hadi gelin bu bayram siz sevdikleriniz bir çocuğun yüzünde gülümseme olun:)))

    Önce güzel memleketimin aydınlık çocuklarının sonra dünya çocuklarının bu anlamlı bayramı kutlu olsun:)))


14 Mart 2012 Çarşamba


     Fasl-ı Yüzleşme...


     Bu gün Tıp Bayramı.. Aslında bizlerin büyümeden önceki zamanlarımızı ne denli özlediğimizin ispatı gibi geliyor bana..." Ne olacaksın büyüyünce"  denen bir kavram vardı eskiden (hala geçerli mi ki) Onlarca çocuk büyük savaş verirdi beyinlerinde bu soruya.. Ben de doktor&balerin ilişkisi var gücüyle çarpışırdı küçücük beynimde.. Sonuç mu ??? Maalesef ulaşamadığım tıp tahsili, sonuna kadar gidemediğim bale eğitimi... Ama mutsuz muyum HAYIR, fiilen yapılamayan ama ruhunda hep taze kalan duygularla besledim yüreğimi, ulaşamadıklarıma küsmedim, sevgi yükledim...


     Şimdilerde kabuk tutmuş yaralar yok bende, satırlarca susmuşluğum da...


     Geçip giden, yitirilen her neyse değeri hep bende kaldı usulca yanımda...


     Ben şuna inandım hep; Hakkın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın... Yaşadığımız hayat, elimize tutuşturulmuş rengarenk bir oyuncaktan ibaret.. Yaşadığın hayatı değiştirmeye, kendini dönüştürmeye hazır mıyım diye sormak hiç bir zaman geç değil, kaç yaşında olursak olalım, ne yasamışsak yaşayalım, tamamen yenilenmek mümkün..


     Bu gün yüzleşme,içe dönme günümdü sizlerle paylaştım...


     Tek bir gün bile, öncekinin tıpatıp tekrarıysa yazık.. Her an her nefeste yenilenmeli, yepyeni bir yaşama her gün doğmalıyız...


     Tüm doktor'larımızın bu değerli günleri kutlu olsun...















13 Mart 2012 Salı

    Bir nokta mı kırılmışlığım;


     Bir nokta kırılmışlığım gözlerinin ardında büyür ülkeme baktığımda...


     Bir çocuk mu ağlıyor kuşun kanadında, bir anne mi sessiz çoğlıklarda ya da bir baba mı sorunsal çıkmazlarda ağlamakta...


     Etme, bizi ziyan etme, susma ey dost söz söyleyecek zaman şimdi kaleminle, yüreğinle...


     Gün gelir beklemek, beklediğin olmaya dönüşür...


     Sessiz sevdim hep seni ülkem, her vazgeçişlerin bir iç hesaplaşması ve bir mağlubiyeti vardır ama her vazgeçen kaybetmiş değildir..


     Biliyorum kazanmak için bazen çekip gitmek gerekir...


     Tüm yeminler sıfır...


     Gülüşüm sivas yangını...


     Yazdıklarım, yazacaklarım için önsöz.....




     

7 Mart 2012 Çarşamba

   
     Kadın Olmak!!!

     Kadın yaşamın sürekliliğini sağlar, ödülü dayak ve küçümsenmedir...
     Türkiye'de kadın sadece kağıt üzerinde özgür ve eşit bir yurttaş bence. Kadın; sosyal,ekonomik, politik yaşamda her daim ikinci sınıf vatandaş olarak yer almakta.. Şehirli kadın ofisinde, kırsalda kadın tarlada çapa sallar yıne ödülü aşağılanmaktır... Hala ülkemizin bir çok yöresinde, genç kızlarımız bakire olmadığı için öldürülmekte, hatta tecavüze uğramışsa suc yine onundur.. Bırakın kırsal  bölgeleri, metropollerde bile hunharca öldürülen kadınların davalarında hakimler. "namus" indirimi yaparlar....

     Erkeği yetiştiren, lafa geldi mi ülkemizin temel direği sayılan kadınlarımıza duyulan bu güvensizlikle, gelişmiş, çok sesli, demokratik bir toplum kurmak nasıl mümkün olabilir? Kadınlarımızın % 70 ınden fazlası, herhangi bir ücret almaksızın aile işçisi olarak çalışıyor... Hala bir çok kadın, erkek egemen bir toplumda, ortaçağda rastlanacak cinsten bir ayrımcılığa maruz kalıyor. Toplumun hangi kesiminden gelirlerse gelsinler, başörtülü ya da değil, hepsine aynı hakların tanınması ve yaşamlarını diledikleri gibi planlama özgürlüğüne sahip olamaları gerekiyor..

     Türkiye nin, yoksulluktan sıyrılıp tam anlamıyla refaha kavuşması için daha çok zaman olduğunu düşünürsek, en azından eğitim konusunda acil harakete geçilme zamanı derim..

     Türkiye'de kadın olmak zor ama kız çocuğu olmak çok daha zor.. Çocuklar her şeyi ister, okumayı da... Onlara hiç bir şey veremiyorsak bari okuma haklarını verelim ki hiç değilse büyüdüklerinde, bir şeylere ulaşma şansları olsun...

     Kadın bir seviyedir, hep yüksekte tutalım...

     Türkiye'de Kadın olmanın dayanılmaz hafifliğini yaşıyorum bol ünlemli !!!!!!!!!!!!





     KADINLAR GÜNÜ bizlere kutlu olsun :)))))

5 Mart 2012 Pazartesi

     Saklı yüzler...


     Hani kaderimizin bazen bir başka insanın yüzünün ardında saklanmış olabileceğini, geleceğimizi değiştirebileceğini, böyle bir varsayımın hayatımızın bir köşesinde saklandığını bilmek, sanırım çoğunlukla durağan olan günlerimize, hiç bir zaman yaşayamayacağımıza inandığımız ama her zaman da yaşanabileceğinden kuşkulandığımız ancak yalnız başımıza hayal kurarken gizlendiği yerden çıkartıp, üstündeki tozları silkeleyip, parlatarak seyrettiğimiz bir heyecan ekler...


     Bir insan vardır ki; bir yerlerde, belki de bu güne değin hiç görmediğimiz biri ve bir gün ona rastladığımızda, çevremizdeki hiç kimse ondan etkilenmezken, biz onların görmediği bir şeyi görüp, o gördüğümüz şey her ne ise ondan bir daha ayrılamayacağımıza karar versek, onun peşine düşüp, bizi nereye götüreceğini bilmediğimiz çılgın bir yolda koşmaya başlayacağız belki de...


     Böyle bir olay olmayacaktır. O yüz bizim hayatımızda gözükmeyecektir, biz buna inanırız... 


     Ama böyle bir olayın olabileceği ihtimalinin, hayallerimizin kandillerini yakan ışığını da içimizde hiç söndürmeyiz..


    Bir insanın başka bir insanı kendi hayatından bile çok sevmesini sağlayan ve gücüyle herkesi kendine çeken o kudret, birilerinin hayat hikayesinin dağarcığında var mıdır?


     Kaderimiz, bazen bir başka yüzün ardında saklıdır. Hepimiz farkında olmasak da o yüzü ararız. Kimilerimiz öyle bir yüz olmadığını düşünür. Kaderimizin bir yüzle değişebileceğine de inanmayız. Ama yine de bakarız tüm yüzlere, bazıları rastlar o yüze ve kaderi değişir ve yıllarca yaşadıklarımız yetmez de bunları anlamaya, bir satır tüm yaşadıklarımızı anlatıverir bize..


     Gülümseyin, gülümsetin...


     Puya:)

4 Mart 2012 Pazar

     Hoşgeldin ilkyaz :)

     Sabah camımı açıp, çevreme göz attığımda, olağanüstü erkenlikte ve güzellikte bir ilkyazın geldiğini anladım.. Çevremde öylesine müthiş bir sevinç ve güzellik patlaması var ki; ağaçlar tomurcuklanıyor, kırların yeşil baharın saf müjdecisi papatyalar yeşeriyor...

     Bu aylarda doğanın dile getirdiği sadece sevinçtir. Sevinci yeşertmek, dünyanın çirkinliklerini ve bozukluklarını görmek değildir. Aldatıcı bir mutluluk yaratmak için, gerçeklerin üstüne pembe bir tül atmak hiç değildir.. Tam tersi varoluşa değişik bir biçimde ait olmayı, o karanlık dünyaya tanıklık etmenin sonuna dek bilincinde olmak demektir. Neşe sözcüklerden değil, bakışlardan oluşan bir dildir. Neşe inkar etmez, bulaşır..

     Sanıyorum k,; inanç yürüyüşü sırasında bir sevince tanıklık etmek, bin bir türlü akıl yürütmeden daha güçlüdür...

     Eğer yüksekteki güneşe bakarsan,
     Parlar..
   
     Eğer bir dünya içerisinde,
     Sevilesi başka bir dünya olduğunu bilirsen,
     Işıldar...


     ışıkla kalın:)




28 Şubat 2012 Salı

     
     Yaşam nerede....


     Dün akşam canım ne okumak ne de tv ızlemek ıstedı. Ben de elime fotoğraf dolu koca karton kutumu aldım ve gelecekte bunları düzene sokacağımı varsayarak, içinden bir bir çektim resimleri... Yıllar bir geri, bir ileri avuçlarımın içinde resmigeçit yaptı adeta. Artık bunları elime alıp düzene sokmalıyım mı, zaman ayırmalı derlemeliyim mi??


     Elbette bunlar bahane, gerçekte yaşamıma ait görüntüleri herhangi bir mantıksal ilke doğrultusunda sisteme sokmaya hiç istekli değilim. Elimi kutuya daldırmak ve içinden ne çıkacağını bilmemek ne hoş:) Kaldı ki belleğimiz de aynen böyle işlemez mi? Ansızın hiç de kesin bir nedeni yokken anılar arasından bir parça, bir yüz, artık anımsamadığımız bir günün ayrıntıları çıkıvermez mi???


     Yaşamımızın büyük bir bölümü yatay bir süreç boyunca akıyor. Gündelik yaşam bizlere öylesine çok zorunluluk yaratıyor ki, onun somutluğuna yabancı olan her şey, bize bir lüks, bir ütopya ya da zaman yitimi gibi görünmeye başlıyor. Tasarılarımız, düşüncelerimiz var ve bunları gerçekleştiremeyeceğimizden korkuyoruz.. Bir hedefe varır varmaz, bir arzumuz yerine gelir gelmez hemen yeni bir tanesini yaratıyoruz..


     Oysa ufkumuzun sınırlı olmadığının farkına varmak hiç de zor değil. Gerçek güçlük, tanıdığımızın ötesinde bir başkasının da bulunduğunu seçebilmeye cesaret etmekte, minik bir pencere açabilmekte yatıyor...


     Yaşam hangisi, nerede? Yol boyunca güzelliğini bize sunan gül mü, varış çizgisi mi? Yoksa yolda bize gülümseyerek el sallayan ama bizim ona hiç gülümsemediğimiz çocuk mu?


     Kendinize ve sizi sevenlere iyi davranın :)
puyam